Telekinezinin bilim insanları tarafından incelenmesi, psikoloji, nörobilim ve parapsikoloji gibi disiplinlerin kesişiminde yürütülen uzun soluklu bir araştırma alanıdır. Telekinezi bugün hâlâ tartışmalı bir konu olsa da, bilim dünyasının onu tamamen göz ardı ettiği düşüncesi doğru değildir. Aksine, 19. yüzyılın sonlarından itibaren birçok laboratuvar, kurum ve akademik ekip telekinezi iddialarını deneysel yöntemlerle test etmeye çalışmıştır. Bu çalışmalar hem destekleyici bulgular hem de şüpheci yorumlar üretmiştir.
Bilimsel incelemelerin başlangıcı 1800’lü yılların spiritüalizm akımına dayanır. Bu dönemde masaların hareket ettiği, nesnelerin dokunulmadan yer değiştirdiği iddiaları yaygınlaşınca araştırmacılar bu fenomenleri laboratuvar ortamına taşımaya başladı. O dönem kullanılan yöntemler modern standartlara göre ilkel olsa da, bu durum telekinezi konusunu bilimsel gündeme sokan ilk adım oldu. Bilim insanları bu dönemde hile ihtimalini ortadan kaldırmak, kontrollü ortamlar yaratmak ve fiziksel etkenleri ayıklamak için ilk sistematik deneyleri gerçekleştirdi.
- yüzyılda telekinezi araştırmalarında en etkili isimlerden biri J. B. Rhine oldu. Duke Üniversitesi’nde psi araştırmalarının kurumsallaşmasını sağlayan Rhine, “mikro telekinezi” olarak bilinen küçük ölçekli etkileşimleri istatistiksel yöntemlerle inceleyen deneyler tasarladı. Zar atma deneyleri, rastgele sayı üreten makineler ve istatistiksel sapmaları ölçmeye yönelik testler, telekinezinin laboratuvar koşullarında gözlenip gözlenemeyeceğini anlamak için kullanıldı. Rhine’ın bulguları kimi zaman anlamlı sapmalar gösterse de, tüm bilim camiasında kesin kabul görmedi. Ancak bu çalışmalar psi araştırmalarını bilimsel bir zemine taşıyan önemli bir dönemeç oldu.
1970’ler ve 80’lerde fizikçiler telekineziyi daha ciddi şekilde incelemeye başladı. Özellikle Stanford Research Institute (SRI) laboratuvarlarında yapılan deneyler, psi fenomenlerinin fiziksel ölçüm cihazlarıyla kaydedilmesine odaklandı. Bu dönemde kullanılan hassas manyetik sensörler, psi etkisi olarak yorumlanan bazı mikro değişimler kaydetti. Yine de çoğu çalışma tekrar edilebilirlik problemi nedeniyle kesin bir sonuca ulaşamadı. Fakat bilim dünyasında telekineziyi araştırmaya yönelik merak bu dönemlerde zirve yapmıştı.
Modern dönemde telekinezi araştırmalarında odak noktası, nörobilimsel açıklamalar ve kuantum etkileşimleri oldu. Beynin enerji alanı, elektromanyetik yayılımı ve bilinç odaklı dalga modelleri üzerine yapılan çalışmalar telekinezinin mümkün olup olmadığını değerlendirmeye çalışıyor. Bazı nörofizikçiler, beynin ürettiği elektromanyetik alanların çevreyle sınırlı ölçüde etkileşim kurabileceğini, bunun da çok hassas sistemlerde mikro değişimler yaratabileceğini düşünüyor. Bu görüş telekineziyi tamamen reddetmeyen, ancak gözle görülür büyük hareketlerin fiziksel olarak zor olduğunu savunan bir ara yaklaşım sunuyor.
Kuantum fiziğiyle ilgilenen bazı araştırmacılar ise telekineziyi kuantum alan teorisi ve gözlemci etkisi üzerinden yorumlamaya çalışıyor. Bilincin kuantum süreçlerle ilişkisi üzerine yapılan deneyler henüz başlangıç seviyesinde olsa da, bu çalışmalar zihnin maddeyle etkileşime girebileceği ihtimalini tamamen dışlamıyor. Özellikle rastgele sayı üreteçlerine odaklı modern psi deneyleri hâlâ bazı laboratuvarlarda yürütülüyor ve zaman zaman istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar rapor ediliyor.
Telekinezi bilim camiasında hâlâ tartışmalı bir konu olsa da, tamamen reddedilmiş bir fenomen değildir. Bilim insanları arasında genel eğilim, telekinezi iddialarını daha yüksek kontrol seviyelerinde yeniden test etmek, sonuçların tekrarlanabilirliğini artırmak ve fenomenin altında yatan mekanizmaları daha iyi anlamaktır. Bazıları telekineziyi zihnin bilinmeyen bir yönü olarak görürken, bazıları da gözlemlenen etkilerin henüz açıklanamamış fiziksel süreçlerden kaynaklanabileceğini düşünür.
Bugün pek çok laboratuvar telekinezinin “kanıtlanmış” bir olgu olduğunu söylemese de, araştırmalar tamamen bitmiş değildir. Telekinezi, bilincin doğası, enerji alanları, kuantum süreçler ve beynin kapasitesiyle ilgili temel soruları canlı tutmaya devam eder. Bu nedenle bilim dünyasında hâlâ merak uyandıran, üzerinde çalışılan ve zaman zaman deneysel olarak test edilen bir fenomen olmayı sürdürür.